Bilgi her zaman özgürleştirir mi, yoksa bazı sistemlerde tehlikeli midir?
Pisagor’un okulunda sabahlar sessizlikle başlardı. Taş duvarların arasında yankılanan tek şey, öğrencilerin ayak sesleri ve tebeşirin tahtaya değdiği ince çizgilerdi. Burada konuşmak değil, düşünmek öğretilirdi. Çünkü Pisagor’a göre evren, sayılarla kurulmuş kutsal bir düzendi. Öğrenciler arasında Hippasus adında genç bir adam vardı. Diğerleri gibi o da geometri öğrenmişti ama içinde sürekli kıpırdayan bir soru vardı: “Ya bu düzen sandığımız kadar kusursuz değilse?”
Günlerce çalıştı, çizdi, hesapladı. Bir gün, kimsenin görmek istemediği bir gerçeğe ulaştı. Bir karenin köşegenini ölçerken, bunun iki tam sayının oranı olarak yazılamadığını fark etti. Ne kadar uğraşsa da sayı, parçalanmıyor; rasyonelliğe sığmıyordu. Bu keşfi önce kendi içinde sakladı. Ama sonra dayanamadı. Okulun büyük salonunda, Pisagor’un öğrencilerinin toplandığı bir anda gerçeği söyledi:
“Her şey sayı ise… bu sayı neden sayı değil?”
Sessizlik çöktü.
Pisagor’un yüzü değişmedi ama gözlerinde sert bir gölge belirdi. Çünkü bu söz, yalnızca bir matematik sorusu değil, bir inancın çatlamasıydı. Düzen sarsılmıştı.
O geceden sonra Hippasus bir daha eskisi gibi görülmedi.
Bazılarına göre okuldan sürüldü, adı unutuldu. Bazılarına göre ise Pisagor’un takipçileri, evrenin düzenini korumak adına onu denize götürdü.
Ve Hippasus bir daha geri dönmedi.
Ama geride bıraktığı şey kaybolmadı:
Evrenin sandığımızdan daha karmaşık olduğu fikri, artık geri döndürülemezdi.
MEHMET YILDIZ