Mart 8, 2024

8 Mart, Kadın ve Nesneleşme: Kapitalizmin Görünmez Mekanizması

ile Mehmet Yıldız

8 Mart, yalnızca kadınların hak mücadelesini hatırladığımız bir gün değil; aynı zamanda modern toplumun kadını özellikle erkek öznesinde, öznenin dış dünyadan aldığı veriyle nasıl bir zihin dönüşümünde kurduğunu sorgulamak için de önemli bir fırsattır. Modern kapitalist toplum, insanı önce üretici sonra da tüketici olarak konumlandırır. Bu süreçte bireylerin kimlikleri, arzular ve ihtiyaçlar üzerinden sürekli biçimlendirilir. Kadın ise bu yapı içinde çoğu zaman iki farklı rol arasında sıkışır: bir yandan özgür ve bağımsız bir özne olarak dışarıya görünür, diğer yandan ise dışarıdaki erkek öznenin görmediği veya görmek istemediği! bir biçimde tüketim kültürünün en güçlü sembollerinden biri haline getirilir bilinci dışında getirildiğinin çoğu zaman farkına da varamaz. Bu yapıyı görmek için; reklamlara, moda endüstrisine, sosyal medya kültürüne ve popüler dile bakmak çoğu zaman yeterlidir. Kadın özne olmaktan çıkıp nesneleşerek, arzu üretmenin en etkili araçlarından biri haline dönüştürülür. Bu durum yalnızca ekonomik bir taktik değildir; aynı zamanda kültürel bir yeniden inşa tekrarı biçimidir. Kadın, burada yalnızca bir insan değil, zihinde niteliksel olarak hayal haline getirilir. Bu imge ya da hayal sürekli değişim dönüşüm nesnesi olarak kapitalist yapıyı besler.

İnsan olan bir varlığın, bir özne olarak değil; bir temsil, bir gösterge ya da bir tüketim nesnesi olarak sunulmasıdır bu. Kapitalist kültür, kadını özgürlük söylemi içinde sunarken aynı anda onu görünürlük, güzellik ve arzu ekonomisinin merkezine yerleştirir. Böylece özgürlük ile metalaşma arasında paradoksal bir ilişki oluşur. Sorulması gereken soru şudur: Kadının kamusal alanda görünürlüğü gerçekten özneleşmenin bir göstergesi midir, yoksa bu görünürlük yeni bir nesneleşme biçiminin parçası mı? Gerçek özgürlük, bir bedenin ya da imgenin dolaşıma girmesi değil; bireyin kendi varoluşunu, değerini ve anlamını kendi özneselliği içinde kurabilmesidir. Kadının toplumsal mücadelesi de tam olarak bu noktada anlam kazanır: Bir meta olarak değil, bir özne olarak var olabilme mücadelesi.

Bugün 8 Mart’ta belki de en önemli mesele şudur: Kadının özgürlüğünü konuşurken, onu yapı tekrarıyla sürekli yeniden bir imgeye indirgemeden düşünmeyi başarabiliyor muyuz?

Bunu başarmak binlerce yıllık yapının en acımasız seviyesi olan kapitalizmin değişim ve dönüşmesine de yol açmaz mı?