Nisan 11, 2026

Yalnızlaşan İnsanda Özgürlük Deneyimi: Toplumdan Bireye Bir Geri Çekilişin Sosyo-Psikolojik Analizi

ile Mehmet Yıldız

Modern toplumda özgürlük kavramı, normatif ve teorik bir ideal olmaktan giderek çıkarak, bireysel deneyimin parçalı ve anlık bir hissine dönüşmektedir. Özellikle geç kapitalist toplumlarda bireyin yalnızlaşması, özgürlüğün kolektif bir hak ya da politik bir talep olarak değil, daha çok öznel ve geçici bir yaşantı olarak deneyimlenmesine yol açmaktadır. Bu durum, özgürlüğün kavramsal düzeyde sahip olduğu anlam ile bireyin onu hissettiği anlar arasında belirgin bir ayrışmaya işaret eder.

Sosyoloji bu probleme bakarken, bireyin toplumdan geri çekilmesi, klasik anlamda bir yabancılaşma süreciyle ilişkilidir der. Marx’ın yabancılaşma kavramı, öznenin kendi emeğine, üretimine ve nihayetinde kendisine yabancılaşmasını ifade ederken, modern bağlamda bu süreç daha çok sosyal ilişkilerin çözülmesi ve anlamın parçalanması üzerinden ilerlerek değerlendirir. Durkheim ise bu durumu “anomik” bir yapı içinde dikkate alır; birey, normların çözülmesiyle birlikte yönünü kaybeder ve toplumsal bağlardan kopar (Durkheim, İntihar, çev. Z. İlhan, s. 241). Bu kopuş, bireyin özgürlüğünü genişletmekten ziyade, onu yönsüz ve yalnız bir alana iter. Kiminde bu yalnızlık bir kurtuluş gibi görünse de birey içine girdiği depresyonun farkına varamaz. Öznenin diğer öznelerde kendini bulma deneyimi ortadan kalktığında yani özneler arası bağ koptuğunda özgürlük yanılsaması sürece dahil olur ve bu geçici haz bireyin kendini bulmak isterken unutmasının kapı aralığınıda açmış olur. Bu düzlemde ise yalnızlaşma, bireyin özgürlük deneyimini paradoksal bir biçimde yoğunlaştırır. Paradoksların nesnel zemininin olması özneyi kaygıya iter.  Fromm, modern insanın özgürlükten kaçışını analiz ederken, bireyin özgürlük karşısında duyduğu kaygıya bu nedenle dikkat çeker. Ona göre birey, geleneksel bağlardan kurtuldukça özgürleşir; ancak bu özgürlük, aynı zamanda derin bir yalnızlık ve anlamsızlık hissi doğurur (Fromm, Özgürlükten Kaçış, s. 57). Bu bağlamda birey, özgürlüğü sürekli bir durum olarak değil, belirli anlarda –örneğin sosyal beklentilerden tamamen sıyrıldığı kısa sürelerde– yoğun biçimde hisseder. Bu durum, bireyin “rol” ve “kimlik” arasında yaşadığı gerilimle açıklanabilir. Erving Goffman, bireyin gündelik yaşamda bir sahne üzerinde rol oynadığını ve bu rollerin toplumsal beklentilerle şekillendiğini ileri sürer (Gündelik Yaşamda Benliğin Sunumu, s. 32). Birey, bu rollerden geçici olarak sıyrıldığı anlarda, kendisini daha “özgür” hisseder. Ancak bu özgürlük, kalıcı bir durum değil, performansın askıya alındığı kısa bir boşluk anıdır. Dolayısıyla özgürlük, toplumsal yapıdan tamamen kopuşta değil, o yapının geçici olarak askıya alınmasında deneyimlenir. Deneyimlenen şeyin özgürlük olup olmadığı işte tam burada paradoksun temeline inmekte ve sorguyu artırmaktadır. Özgürlük nedir? Sorgusunu.

Başka bir perspektifinden bakıldığında ise bireyin özgürlük algısı, güç ve iktidar ilişkileriyle doğrudan bağlantılıdır. Michel Foucault, modern toplumda iktidarın yalnızca baskı yoluyla değil, aynı zamanda bireyin öznel deneyimlerini şekillendirerek işlediğini belirtir (Hapishanenin Doğuşu, s. 202). Bu çerçevede birey, kendisini özgür hissettiği anlarda bile, aslında belirli iktidar yapılarının sınırları içinde hareket eder. Ancak bu sınırların fark edilmediği ya da geçici olarak hissedilmediği anlar, özgürlük yanılsamasını güçlendirir.

Bu çok katmanlı bakış açısı, özgürlüğün artık yalnızca politik bir hak ya da ontolojik bir durum olarak değil, aynı zamanda psikolojik bir deneyim ve sosyolojik bir süreç olarak ele alınması gerektiğini göstermektedir. Günümüzde birey, toplumdan uzaklaştıkça daha özgür hissettiğini düşünsede, bu his çoğu zaman geçici ve bağlamsaldır. Gerçek anlamda özgürlük, belki de bireyin toplumdan tamamen kopuşunda değil, onunla kurduğu ilişkinin niteliğinde aranmalıdır. Toplum niteliksel olarak günümüzde ilkel topluma göre daha hızlı iletişim ve bağ kurma halinde olsa bile, kurulan iletişim ve bağın ilkel topluma göre çok hızlı kopması açıklanması gereken en önemli sorunlardan biridir. Özgürlük kavramın kendisinden ziyade kırılgan bağların yüzeysel ifadesi olarak modern toplumda sessiz çığlık haline gelmiştir. Kavramın tümelliği bireyin tikelliğinde sözcüğün gönderimde bulunması gereken yerin dışında kalmıştır.

MEHMET YILDIZ