intifada


Bu kelimeyi ilk duyduğumda 1980’li yılların başlarında trt televizyonunda, ki zaten başka bir kanal yok, saat sekiz haberleri gelir aklıma. Haberde İsrail askerlerinin Filistinli bir gencin kolunu taşla kırma görüntüsüyle irkilen benliğim uzun yılların geçmiş olmasına rağmen hala sıcak ve nefret bakışında taptazedir. İşgal altındaki toprakların eskatolojik mirasının binlerce yıldır kanla bütünleşmiş olması Müslüman ve Yahudilerin kan kardeşliğine tanrısal bir darbemi yoksa insanın kendine yaptığı zulüm mü tarihsel olarak, sosyolojik olarak ne söylenebilir? Elbette olgunun dinsel argümanlarını ele alacak olduğumuz da ortaya çıkan durumun iki taraf içinde, hatta üçüncü bir taraf olan İseviler içinde vazgeçilmesi mümkün olmayan derin öykülerin ezoterik kavgasıdır. Fakat bu kavganın çözüm sunmak yerine şiddeti, öfkeyi, kan davasını daha da büyüttüğü ve insanlığı onarılmaz yaraların doku! ve organ! kayıplarının eline bırakıp ampüte ettiği tartışılmaz bir gerçektir. Günümüzde İsrail denilen devletin bir halkı yetmiş yıl süredir kıyma makinesinden geçirircesine çocuk kadın demeden katletmesinin altında yatan ‘kötülüğün sıradanlığı’ gerçekliği, yetmiş beş sene evvel Yahudilerin Nazi Almanya’sında gaz odalarından geçirilmesinin ‘kötülüğün sıradanlığı’ nın rol değiştirmiş benzerliği dışında başka bir şey olabilir mi? Çözüm adı altında sunulan tüm argümanların dönüp dolaşıp, dinsel argümanların altında sıkışıp kalması, bebeklerin, çocukların, kadınların, yaşlıların barut kokusunda can vermesine devam edileceğinin tarihsel gerçeğini değiştirmedi ve değiştirmeyecektir de. Filistin halkının var olma savaşında yanında olmak ya da karşısında olmak ikilemine sokulmaya çalışılan dünyanın diğer halkları bu savaşın bu katliamın altında yatan esas nedeninin ne olduğu sorusuna ihtiyaç duyduğu anda karşımıza yine bin yılların dinsel argümanları çıkmaktadır. Evet bir savaşın tarafı olmak dayatmasına karşı halkların savaş karşıtlığı olması elbette olumlu ama burada taraf olunması gereken Filistin halkının acılarıdır. Hangi dinden olduğu, hangi siyasal kanada yakın olduğu zerre kadar önem taşımamaktadır. Somut durumda ortada görünen tek hakikat Filistin halkının soykırımdan geçtiği ve bu soykırımın kesintisiz olarak yetmiş yıldır sürdüğüdür. Kan kardeşlerin arasına nifak olarak giren ve coğrafyayı bir cehenneme çevirip kendi cennetlerinin peşinde koşan siyonizm, kapitalist ağa babalarının silah sanayisinde ceplerini doldurmak adına kullandıkları vazgeçilmez bir alet değil de nedir? Perde arkasında ellerini ovuşturan kukla devletlerin, perdenin önünde dinsel soslu argümanlarıyla insanlık adına durun demesi marvel filmlerini aratmayacak senaryoların seyridir. Filistin halkı yalnız değildir diyerek söylenen her hamasi sloganın sonunda savaş uçağından atılan bombanın ateşinde kavrulan bebekler ölmeye devam etmektedir. Ne kalmaktadır geriye? İsrail, arkasına aldığı batılı devletlerin, kukla arap devletlerinin ‘güvencesinde’ hastane, okul, ibadethane demeden bombalamaya devam ederken Filistin için dua etmek trajikomik cenaze töreninde bulunmakla aynı şeydir.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir