İDEOLOJİ…


                     Kimi zaman müziğin ritmine bırakırsın kendini. ruhun tüm dış sesleri azat edip, kulaklarında tınılayan çalgıların ezgisinde kendi kabuğunda düşler dünyasının boyutuna geçer. Ve bu geçişin halinde anlam vermene hiç bir herek duymaz tınıya. sadece duyarsın ve uyarsın. Gözlerin kiminde olmaz ya düş neticede harikulade bir kadının görselliğini sunar sana; kimi zamanda hüzünle bütünleşmiş sol yanına acı veren anıların görüntüsü çırpınır durur. Tam nerede olduğunun hiç önemi kalmamıştır. An olmuştur ve anın gönüllü esiri olarak duyumsarsın. milattan öncesinin, milattan sonrasının değeri yoktur. Nerede, ne zaman, niçin, nasıl, neden geride kalmıştır. Her şeyi bildiğini düşündüğün, hakim olduğun, anladığın, devasa bir bilgi olduğunun göğüs kabartısında tek ve vazgeçilmezlik ,hissiyatında müzik ve tınısı tüm hücrelerine işlemiştir. Belki aynı tınıyı onlarca defa dinlersin. Ta ki bırakana kadar. Bırakmak. İnsan bırakacağını bildiği ne varsa bilmek istemezcesine duymamaktan gelir. Bir şeyler olduğunu hissediyorum ve iyi mi kötü mü kestiremiyorum. Lakin kuşku duymadığım şey çok net ve yalın. Sisler arasında beliren silik siluetin tanımsızlığı idrak ettiğim. Yıllarının getirisinin, götürüsü belki de bu? Üzerinden geçip gitmek istediğim tüm olumsuzlukların tahammül sonudur yaşanmakta olan. Açık söyleyeyim bir otel odasında ölmekte istemiyorum. Doğrusu kendini tekrarlayıp duran sonum bu olacakmış yalnızlığının ve yanlışlığının labirentinde olduğumu hissetmem tir tir titretiyor benliğimin en uç noktalarını. Hangi izbe otel ve izbe oda olduğu imajını benliğimin gözlerimin önüne iki de bir getirip götürmesi, beni alaya alması tahammül edilecek türden değil. Oysa daha demin tınıların sarhoşluğunda kendimi dünyanın hakimi sandığımda her acı nasıl basit ve üzerinde durmaya değmez gelmişti. Ne oldu ruhum cennetten düştü? Çok sıradan olmak istiyorum. Elbette sıradanım ve bunu biliyorum. Fakat ben en sıradan olmak istiyorum. Tüm sıradanlıkların en sıradanının içinde  sessizce köşesinde bekleyen fani. hiç bir zaman kendim olamamanın buruk ve çatlamış örüntüsüyle kaybolup savrulacağı toprağın özüne. Adım ve soyadım devletin kayıtlarında bir kaç satır dışında ve istatistik bilimine hizmet etmekten öteye geçemeyecek en nihayetinde. Olmamak bu ise ki öyle, olmak bunun ters döndürmesidir özne ve yükleminin sadece yer değiştirdiği. Şu insan halim; malın mülkün derdine düşe dursa da, malı mülkü olmadan, köksüzce ayaklanma stratejistlerinin neferi değil mi? E ne duruyorsunuz kullanın işte.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir